Kurbağalı gölün su yılanı

Bülbülü altın kafese koymuşlar “ah vatanım” demiş. Bu sözü duymayan, bilmeyen yoktur. Peki kurbağayı altın kafese koysak yakışır mı? Belki altın kafese koyamayız ama altından bir tahta oturtsak en yakındaki çamura aktar.

 Söz kurbağadan açılmışken bir çayırda otlayan öküzü gören deredeki kurbağa da çayıra çıkmış. Bakmış ki öküz dev gibi , kendisi küçücük. Demek ki bu çayırdan ben de yersem bu öküz kadar olabilirim, demiş. Başlamış çayırı yemeye , beklemiş öküz gibi olmayı ama midesinde şişen ot onu canından etmiş.

Hayvanlar içinde korkaklığıyla bilinen tavşan bundan çok ızdırap duyuyormuş. Bir gün dere kenarından geçerken kendini gören kurbağalar sırayla dereye atlamış. Tavşan “Ohh bee! Artık benden de korkanlar var.” Demiş. Kurbağa deyip geçmeyin. Mesela Silifke’de “yeşil kurbağa” diye türkü bile var. Birçok ülkede kurbağa bacağı yemek listelerin başında gelir. Ben Avrupa ülkelerinde sulak dere ve göl kenarlarından geçen yolların kenarlarının 50 santimetre yüksekliğinde fileyle örüldüğünü gördüm. Meğerse bu file kurbağaların yola atlayıp ezilmemesi için yapılmış. Yine de tedbir için üzerinde araba ışığına karşı fosforlu elbiseler giymiş birçok gönüllüyü tesadüfen fileyi aşarak yola atlamış kurbağaları toplarken gördüm. Sözün kısası her ne hikmetse kurbağaya özenip devamlı her yere atlayan insanlar var. Bunlar tıpkı etrafı fileli yola rağmen gönüllerinin de dikkatinden kaçan ve sonunda asfaltta ezilen kurbağalara benzer. Gelelim kurbağalı göle. Bir yörede kurbağaların yaşadığı küçücük bir göl varmış. Etrafında başka sulak alan bulunmayan bu yöredeki bütün kuşlar , böcekler , sürüngenler velhasıl çok canlı buraya sulanmaya gelirmiş. Bu gölde bir de su yılanı yaşarmış. Bu su yılanı suya gelen küçük canlıları yakalayarak karnını doyururmuş. Bazen de suya hiçbir canlı gelmezmiş. İşte o gün su yılanı bir kurbağa yutarmış.

Bir gün dağlarda gezen Bir dağ yılanı tesadüfen bu göle gelmiş. Bir de ne görsün. Su yılanındaki keyif kimsede yok. Kendi gibi dağ bayır gezmiyor ; çalılar ve dikenler arasında sürünmüyor , ekmek elden su gölden yaşıyor. Su yılanını kıskanmış. Gölün etrafında şöyle bir tur atmış. Bunu gören su yılanı kendi küllüğünü veya çöplüğünü korur misali hiddetlenmiş. Onu uzaklaştırmak için şöyle bir gösteriş yapmış ama daha yılanı çok çetin. Bu kolay yaşamaya talip olarak su yılanını oradan kovmak için kavgaya tutuşmuş. Tam bu sırada su yılanından ızdırabı olan kurbağalar dağ yılanına “Vur, korkma! Biz de seninleyiz, arkandayız.” Demişler.  Buna güvenen dağ yılanı kavgayı daha da hızlandırmış. Neredeyse su yılanlı canını alacak. Kendine destek veren kurbağalardan yardım gelmiyor. Ama canhıraç bir kavga sonucu su yılanını yenmiş. Su yılanı oradan uzaklaşmış. Dağ yılanı kurbağalara dönmüş : “Hani beni destekleyecektiniz. Hiçbirinizden yardım gelmedi.”  Kurbağalar durur mu ? Dağ yılanına dönüp “Sen görmedin galiba. Sen kavga ederken biz seni desteklemek için canımız çıktı, var gücümüzle öttük.” Demişler. Doğrunun yardımcısı Allah’tır. Yeter ki doğrular kurbağaların farkına varsın. Kurbağalar hep öter.

Kalın sağlıcakla.

https://twitter.com/SilifkeGazetesi
Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir